{"version":2,"html":"<p>Hancının o açgözlü avucuna iki gümüş sikkeyi bıraktığımda, adamın yüzündeki o pis sırıtış yerini derin bir şaşkınlığa bıraktı. Paraları tek tek dişleriyle kontrol etti, hafifçe havaya atıp tuttu ve ardından gözlerini kısarak bana baktı.</p><p>"Bak sen şu işe..." diye mırıldandı, sesi alaycı ve aşağılayıcıydı. "</p><p>Düşmüş asilzademiz parayı toplamış. Hangi eski aile yadigârını sattın da buldun bunu Kaelen? Yoksa o narin parmaklarınla sokak köşelerinde dilendin mi?"</p><p>Dişlerimi sıktım ama sessiz kaldım. Buradaki Kaelen olsaydı belki de gururundan parlar, adama bağırırdı. Ama benim eski dünyamda öğrendiğim ilk şey, hiçbir şeyi olmayan bir adamın gururunun da beş para etmediğiydi. Tek kelime etmeden arkamı döndüm ve handan dışarı çıktım. Arkamdan hancının pis gülüşü gelmeye devam ediyordu. en azından bu gece başımı sokacak bir çatım vardı ama o basık oda üzerime geliyordu. Kafamı toplamaya, zihnimdeki o kırık dökük anıları anlamlandırmaya ihtiyacım vardı.</p><p>Kendimi şehrin sokaklarına attım. Bu sefer acelem yoktu.</p><p>Akşamüstü güneşi şehrin taş binalarına vururken, dar sokaklarda amaçsızca yürümeye başladım. Eski hayatımdaki o zorlu, tekinsiz sokaklardan sonra bu şehrin kokusu ve dokusu bana hem çok yabancı hem de tuhaf bir şekilde tanıdık geliyordu. Kaelen’ın zihni, ben yürüdükçe bana küçük kırıntılar fırlatıyordu. Devasa bir kütüphane binasının önünden geçerken içim sızladı; hafızam bana buranın bir zamanlar Valeheart hanedanının desteğiyle yapıldığını fısıldadı. Şimdi ise binanın duvarlarında başka bir lordun arması asılıydı. Hanedanım sadece batmamış, adeta bu şehirden silinmişti. Eski dünyamda bir hiçtim, burada da geçmişi elinden alınmış bir gölgeydim.</p><p>Sokaklarda dolaşırken, halkın kendi halindeki yaşamını izledim. Savaşçılar, demirciler, tezgahını toplayan esnaflar... Burası sert bir yerdi evet, ama sadece hayatta kalmaya çalışan insanlarla doluydu. Hava iyice kararıp sokak fenerleri tek tek yakılmaya başladığında, Lyra'nın bahsettiği Kör Karga meyhanesine doğru yöneldim. Kaçamazdım. Yarın yine aç kalacaktım ve bu dünyayı öğrenmek istiyorsam, bir yerlerden başlamalıydım</p><p>Meyhanenin ağır ahşap kapısını ittiğimde, yüzüme çarpan sıcak ve yoğun hava dalgasıyla bir an duraksadım. İçerisi keskin bir ucuz bira, isli odun ateşi ve kızarmış koyun eti kokusuyla yıkanmıştı. Kör Karga, isminin hakkını verircesine loş ve gürültülüydü. Tavandan sarkan zincirli demir şamdanlardaki mumlar, etrafa titrek, turuncu gölgeler saçıyordu. Duvardaki taşlar yılların isiyle kararmış, ahşap zemin ise dökülen içkiler ve çamurlu çizmeler yüzünden yapış yapış olmuştu.</p><p>Masaların etrafında, yüzleri sert hatlı, kıyafetleri yamalı sivil halkın yanı sıra bellerinde ağır kılıçlar, baltalar taşıyan muhafızlar ve paralı askerler bağırarak konuşuyor, tahta kupalarını birbirine vuruyordu. Bu gürültü ve kaos cehenneminin içinde gözlerimi gezdirdim.</p><p>Lyra’yı bulmam uzun sürmedi. Meyhanenin en dipteki, nispeten daha sakin olan geniş masasında oturuyordu. Ona doğru yürürken, istemsizce onu baştan aşağı süzdüm. Gündüz pazar yerindeki o göçebe havasından sıyrılmıştı. Üzerinde hafifçe aşınmış, koyu renkli, vücuduna tam oturan kaliteli bir deri zırh vardı. Zırhın altından görünen keten gömleğinin kolları dirseklerine kadar katlanmıştı ve ön kollarındaki eski yara izleri dikkat çekiyordu. Kızıl saçları, mum ışığının altında adeta sönmekte olan bir kor gibi parlıyor, omuzlarına düzensizce dökülüyordu. Belindeki iki kısa kılıç, oturduğu sandalyenin kenarına asılıydı. Masanın başköşesinde, sırtı duvara dönük, etrafındaki yedi sekiz kişiyi rahat ama son derece tetikte bir duruşla izliyordu. Onun bu masadaki liderliği, sadece oturuşundan bile anlaşılabiliyordu.</p><p>Lyra beni fark ettiğinde, dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı. "Bakın bakalım kim gelmiş," dedi, sesi meyhanenin gürültüsünü delip masadakilerin dikkatini bana çekti. "Sözünün eri bir asilzade."</p><p>Masadaki yedi sekiz çift göz aynı anda bana döndü. Lyra’nın hemen sağında, masaya yayılmış büyük bir parşömen haritayı inceleyen adamı fark ettim. Diğerlerine göre daha düzenli bir zırh giymişti, saçları kırlaşmıştı ve yüzünde hiçbir samimiyet barındırmayan, buz gibi bir ifade vardı. Lyra’nın hemen arkasından gelen ikinci isim, yani grubun kaptan yardımcısı olduğu her halinden belliydi.</p><p>"Otur bakalım, Kaelen," dedi Lyra, masanın ucundaki boş sandalyeyi işaret ederek. "Çocuklar, bu bahsettiğim Kaelen Valeheart. Kendisi kılıç tutmayı pek bilmez ama... elleri bir hayli hafiftir."</p><p>"Kılıç tutamayan bir paralı asker mi?"</p><p>Ses, o kır saçlı kaptan yardımcısından gelmişti. Haritayı sertçe katlayıp arkasına yaslandı, kollarını göğsünde birleştirerek beni aşağılar gibi süzdü. "Lyra, şaka yapıyor olmalısın. Biz yarın bu şehrin altındaki en tekinsiz mahzenlere, ne idüğü belirsiz yaratıkların ve tuzakların ortasına iniyoruz. Yanımıza alacağımız adamın arkamızı kollaması gerekir, ayak bağı olması değil."</p><p>"Sakin ol, Brandon," dedi Lyra, sesindeki o sakin ama otoriter tonu bozmadan. "Kaelen’ın elleri, bizim o ağır kılıçlarla açamadığımız paslı kilitleri ve gizli bölmeleri sessizce açacak. Bize sadece kaba kuvvet yetmiyor, biliyorsun."</p><p>Brandon burnundan soluyarak bana doğru eğildi. Gözlerinde saf bir öfke ve güvensizlik vardı. "Valeheart ismi bu topraklarda bir zamanlar bir şey ifade ediyor olabilir çocuk," dedi tiksintiyle. "Ama şimdi senin o narin asilzade parmakların, benim adamlarımın hayatını tehlikeye atacaksa, seni bu masaya oturtmam. Kurallarımız açık; kılıç tutamayan, kalkan olamayan adam bu grupta barınamaz."</p><p>Masadaki diğer paralı askerler sessizce bizi izliyordu. Aralarından iri yarı, neşeli gözleri olan sakallı bir adam ortalığı yumuşatmak ister gibi araya girdi: "Hadi ama Brandon, çocuğa bir şans verelim. Bakalım gerçekten anlatıldığı kadar marifetli mi?" Yanındaki genç okçu kadın da onaylarca başını salladı. Yutkundum. Brandon’ın üzerimde kurduğu baskı ağırdı, ama eski dünyamdaki o çaresiz sokaklarda öğrendiğim en büyük şey, böyle anlarda geri adım atarsan seni ezecekleriydi. Kaelen'ın o eski, kibirli hanedan tavrını tamamen bir kenara bıraktım ve Brandon’ın doğrudan gözlerinin içine baktım.</p><p>"Dövüşmeyi bilmediğimi dürüstçe kabul ediyorum," dedim, sesimin titrememesine özen göstererek. "Hafızam da yerinde değil, bu dünyaya dair çok az şey hatırlıyorum. Ama aç kalmanın, ölümle burun buruna gelmenin ne demek olduğunu iyi bilirim. Geçmişimde, hayatta kalabilmek için kimseye fark ettirmeden hareket etmeyi, en küçük detayları görmeyi öğrendim. Yarın o mahzenlerde ön safta kılıç sallamayacağım, evet. Ama önünüze çıkacak o tuzakları canım pahasına da olsa sizden önce fark edeceğim. Bana bir şans verin. Eğer yük olduğumu hissederseniz, beni orada bırakabilirsiniz."</p><p>Dürüstlüğüm ve bir asilzadeye göre sergilediğim bu alçakgönüllü ama kararlı duruş masadaki diğer adamların hoşuna gitmişti. Sakallı adam elini masaya vurdu, "Ben bu çocuğun gözlerindeki ışığı sevdim," dedi.</p><p>Brandon hala tatmin olmamış gibi gözlerini kıstı, derin bir nefes alıp ayağa kalktı. "Lyra... Bu senin kararın, sorumluluk da senin. Ama yarın en ufak bir hatasında onu orada kaderine terk ederim, bunu bil," diyerek masadan uzaklaştı ve meyhanenin kalabalığına karıştı.</p><p>Lyra, Brandon'ın arkasından bakıp hafifçe gülümsedi ve bana döndü. "Ona aldırma, adamlarının hayatını düşünüyor. Ama artık resmi olarak gruba hoş geldin Kaelen." Elini masadaki diğer insanlara doğru uzattı. "Bu kaba sakallı dostumuz grubun kalkanı, Garrick. Yanındaki keskin gözlü okçumuz, Elena."</p><p>Garrick neşeyle kupasını kaldırdı, Elena ise dostça gülümsedi. Masadaki diğer beş altı kişiyle de tek tek tanıştım; her biri sert ama özünde birbirine bağlı, güvenilir insanlardı.</p><p>Önüme dumanı tüten sıcak bir çorba ve bir parça et konulurken, içimdeki o yabancılık ve korku hissi biraz olsun hafifledi. Belki de bu yeni dünyada, hayatta kalabilmek için doğru kapıyı çalmıştım. Yarın şafak vaktinde büyük bir risk beni bekliyordu ama en azından artık yalnız değildim.</p>","json":{"type":"doc","content":[{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Hancının o açgözlü avucuna iki gümüş sikkeyi bıraktığımda, adamın yüzündeki o pis sırıtış yerini derin bir şaşkınlığa bıraktı. Paraları tek tek dişleriyle kontrol etti, hafifçe havaya atıp tuttu ve ardından gözlerini kısarak bana baktı."}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":""Bak sen şu işe..." diye mırıldandı, sesi alaycı ve aşağılayıcıydı. ""}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Düşmüş asilzademiz parayı toplamış. Hangi eski aile yadigârını sattın da buldun bunu Kaelen? Yoksa o narin parmaklarınla sokak köşelerinde dilendin mi?""}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Dişlerimi sıktım ama sessiz kaldım. Buradaki Kaelen olsaydı belki de gururundan parlar, adama bağırırdı. Ama benim eski dünyamda öğrendiğim ilk şey, hiçbir şeyi olmayan bir adamın gururunun da beş para etmediğiydi. Tek kelime etmeden arkamı döndüm ve handan dışarı çıktım. Arkamdan hancının pis gülüşü gelmeye devam ediyordu. en azından bu gece başımı sokacak bir çatım vardı ama o basık oda üzerime geliyordu. Kafamı toplamaya, zihnimdeki o kırık dökük anıları anlamlandırmaya ihtiyacım vardı."}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Kendimi şehrin sokaklarına attım. Bu sefer acelem yoktu."}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Akşamüstü güneşi şehrin taş binalarına vururken, dar sokaklarda amaçsızca yürümeye başladım. Eski hayatımdaki o zorlu, tekinsiz sokaklardan sonra bu şehrin kokusu ve dokusu bana hem çok yabancı hem de tuhaf bir şekilde tanıdık geliyordu. Kaelen’ın zihni, ben yürüdükçe bana küçük kırıntılar fırlatıyordu. Devasa bir kütüphane binasının önünden geçerken içim sızladı; hafızam bana buranın bir zamanlar Valeheart hanedanının desteğiyle yapıldığını fısıldadı. Şimdi ise binanın duvarlarında başka bir lordun arması asılıydı. Hanedanım sadece batmamış, adeta bu şehirden silinmişti. Eski dünyamda bir hiçtim, burada da geçmişi elinden alınmış bir gölgeydim."}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Sokaklarda dolaşırken, halkın kendi halindeki yaşamını izledim. Savaşçılar, demirciler, tezgahını toplayan esnaflar... Burası sert bir yerdi evet, ama sadece hayatta kalmaya çalışan insanlarla doluydu. Hava iyice kararıp sokak fenerleri tek tek yakılmaya başladığında, Lyra'nın bahsettiği Kör Karga meyhanesine doğru yöneldim. Kaçamazdım. Yarın yine aç kalacaktım ve bu dünyayı öğrenmek istiyorsam, bir yerlerden başlamalıydım"}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Meyhanenin ağır ahşap kapısını ittiğimde, yüzüme çarpan sıcak ve yoğun hava dalgasıyla bir an duraksadım. İçerisi keskin bir ucuz bira, isli odun ateşi ve kızarmış koyun eti kokusuyla yıkanmıştı. Kör Karga, isminin hakkını verircesine loş ve gürültülüydü. Tavandan sarkan zincirli demir şamdanlardaki mumlar, etrafa titrek, turuncu gölgeler saçıyordu. Duvardaki taşlar yılların isiyle kararmış, ahşap zemin ise dökülen içkiler ve çamurlu çizmeler yüzünden yapış yapış olmuştu."}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Masaların etrafında, yüzleri sert hatlı, kıyafetleri yamalı sivil halkın yanı sıra bellerinde ağır kılıçlar, baltalar taşıyan muhafızlar ve paralı askerler bağırarak konuşuyor, tahta kupalarını birbirine vuruyordu. Bu gürültü ve kaos cehenneminin içinde gözlerimi gezdirdim."}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Lyra’yı bulmam uzun sürmedi. Meyhanenin en dipteki, nispeten daha sakin olan geniş masasında oturuyordu. Ona doğru yürürken, istemsizce onu baştan aşağı süzdüm. Gündüz pazar yerindeki o göçebe havasından sıyrılmıştı. Üzerinde hafifçe aşınmış, koyu renkli, vücuduna tam oturan kaliteli bir deri zırh vardı. Zırhın altından görünen keten gömleğinin kolları dirseklerine kadar katlanmıştı ve ön kollarındaki eski yara izleri dikkat çekiyordu. Kızıl saçları, mum ışığının altında adeta sönmekte olan bir kor gibi parlıyor, omuzlarına düzensizce dökülüyordu. Belindeki iki kısa kılıç, oturduğu sandalyenin kenarına asılıydı. Masanın başköşesinde, sırtı duvara dönük, etrafındaki yedi sekiz kişiyi rahat ama son derece tetikte bir duruşla izliyordu. Onun bu masadaki liderliği, sadece oturuşundan bile anlaşılabiliyordu."}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Lyra beni fark ettiğinde, dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı. "Bakın bakalım kim gelmiş," dedi, sesi meyhanenin gürültüsünü delip masadakilerin dikkatini bana çekti. "Sözünün eri bir asilzade.""}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Masadaki yedi sekiz çift göz aynı anda bana döndü. Lyra’nın hemen sağında, masaya yayılmış büyük bir parşömen haritayı inceleyen adamı fark ettim. Diğerlerine göre daha düzenli bir zırh giymişti, saçları kırlaşmıştı ve yüzünde hiçbir samimiyet barındırmayan, buz gibi bir ifade vardı. Lyra’nın hemen arkasından gelen ikinci isim, yani grubun kaptan yardımcısı olduğu her halinden belliydi."}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":""Otur bakalım, Kaelen," dedi Lyra, masanın ucundaki boş sandalyeyi işaret ederek. "Çocuklar, bu bahsettiğim Kaelen Valeheart. Kendisi kılıç tutmayı pek bilmez ama... elleri bir hayli hafiftir.""}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":""Kılıç tutamayan bir paralı asker mi?""}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Ses, o kır saçlı kaptan yardımcısından gelmişti. Haritayı sertçe katlayıp arkasına yaslandı, kollarını göğsünde birleştirerek beni aşağılar gibi süzdü. "Lyra, şaka yapıyor olmalısın. Biz yarın bu şehrin altındaki en tekinsiz mahzenlere, ne idüğü belirsiz yaratıkların ve tuzakların ortasına iniyoruz. Yanımıza alacağımız adamın arkamızı kollaması gerekir, ayak bağı olması değil.""}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":""Sakin ol, Brandon," dedi Lyra, sesindeki o sakin ama otoriter tonu bozmadan. "Kaelen’ın elleri, bizim o ağır kılıçlarla açamadığımız paslı kilitleri ve gizli bölmeleri sessizce açacak. Bize sadece kaba kuvvet yetmiyor, biliyorsun.""}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Brandon burnundan soluyarak bana doğru eğildi. Gözlerinde saf bir öfke ve güvensizlik vardı. "Valeheart ismi bu topraklarda bir zamanlar bir şey ifade ediyor olabilir çocuk," dedi tiksintiyle. "Ama şimdi senin o narin asilzade parmakların, benim adamlarımın hayatını tehlikeye atacaksa, seni bu masaya oturtmam. Kurallarımız açık; kılıç tutamayan, kalkan olamayan adam bu grupta barınamaz.""}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Masadaki diğer paralı askerler sessizce bizi izliyordu. Aralarından iri yarı, neşeli gözleri olan sakallı bir adam ortalığı yumuşatmak ister gibi araya girdi: "Hadi ama Brandon, çocuğa bir şans verelim. Bakalım gerçekten anlatıldığı kadar marifetli mi?" Yanındaki genç okçu kadın da onaylarca başını salladı. Yutkundum. Brandon’ın üzerimde kurduğu baskı ağırdı, ama eski dünyamdaki o çaresiz sokaklarda öğrendiğim en büyük şey, böyle anlarda geri adım atarsan seni ezecekleriydi. Kaelen'ın o eski, kibirli hanedan tavrını tamamen bir kenara bıraktım ve Brandon’ın doğrudan gözlerinin içine baktım."}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":""Dövüşmeyi bilmediğimi dürüstçe kabul ediyorum," dedim, sesimin titrememesine özen göstererek. "Hafızam da yerinde değil, bu dünyaya dair çok az şey hatırlıyorum. Ama aç kalmanın, ölümle burun buruna gelmenin ne demek olduğunu iyi bilirim. Geçmişimde, hayatta kalabilmek için kimseye fark ettirmeden hareket etmeyi, en küçük detayları görmeyi öğrendim. Yarın o mahzenlerde ön safta kılıç sallamayacağım, evet. Ama önünüze çıkacak o tuzakları canım pahasına da olsa sizden önce fark edeceğim. Bana bir şans verin. Eğer yük olduğumu hissederseniz, beni orada bırakabilirsiniz.""}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Dürüstlüğüm ve bir asilzadeye göre sergilediğim bu alçakgönüllü ama kararlı duruş masadaki diğer adamların hoşuna gitmişti. Sakallı adam elini masaya vurdu, "Ben bu çocuğun gözlerindeki ışığı sevdim," dedi."}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Brandon hala tatmin olmamış gibi gözlerini kıstı, derin bir nefes alıp ayağa kalktı. "Lyra... Bu senin kararın, sorumluluk da senin. Ama yarın en ufak bir hatasında onu orada kaderine terk ederim, bunu bil," diyerek masadan uzaklaştı ve meyhanenin kalabalığına karıştı."}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Lyra, Brandon'ın arkasından bakıp hafifçe gülümsedi ve bana döndü. "Ona aldırma, adamlarının hayatını düşünüyor. Ama artık resmi olarak gruba hoş geldin Kaelen." Elini masadaki diğer insanlara doğru uzattı. "Bu kaba sakallı dostumuz grubun kalkanı, Garrick. Yanındaki keskin gözlü okçumuz, Elena.""}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Garrick neşeyle kupasını kaldırdı, Elena ise dostça gülümsedi. Masadaki diğer beş altı kişiyle de tek tek tanıştım; her biri sert ama özünde birbirine bağlı, güvenilir insanlardı."}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Önüme dumanı tüten sıcak bir çorba ve bir parça et konulurken, içimdeki o yabancılık ve korku hissi biraz olsun hafifledi. Belki de bu yeni dünyada, hayatta kalabilmek için doğru kapıyı çalmıştım. Yarın şafak vaktinde büyük bir risk beni bekliyordu ama en azından artık yalnız değildim."}]}]}}
Yorumlar
Yorum yapmak için hesabına giriş yapmalısın.